Geçen hafta incelediğim filmin devamı niteliğinde söylemek istediğim, değinmek istediğim birkaç husus var . Öncelikle bu yayından önce, yazıyı anlayabilmek adına bir önceki yazımı okumanız gerekmektedir. Linkini de buraya bırakıyorum.
https://ozelbiregitimci.blogspot.com/2020/05/egitimcilerin-izlemesi-gereken-filmler.html
Katie adıyla filmde gördüğümüz kızın gerçek hayatta ki adı Genie’dir. Genie ve ona benzer 2 vaka daha psikolojide önemli yer tutmaktadır.
Psikolojide sosyal izolasyonla ilgili üç önemli vaka var:
1. Anna Vakası:Evlenmemiş bir anneden doğma. Annenin babası bu çocuğu eve kabul etmeyince anne çocuğu evlatlık vermeye çalışıyor fakat verdiği birkaç yer biraz bakıp anneye geri veriyor. Anne çocuğu babasına veriyor.
Baba Anna’yı karanlık bir odaya kapatıyor. Anna’ya hiç dokunulmuyor, onunla konuşulmuyor, yıkanmıyor, sadece hayatta kalmasına yetecek kadar süt veriliyor.
1938’de bir sosyal çalışmacı Anna’yı bulduğunda neredeyse iskelet haline gelmiş. Yürüyemiyor, konuşamıyor, kendisini besleyemiyor. Fakat bulunduktan sonraki birkaç yıl içinde yürümeyi ve beslenmeyi öğreniyor. Temel komutlara tepki vermeyi, dişlerini fırçalamayı öğreniyor. 10 yaşlarında konuşmayı öğrenmeye başlıyor, ancak uzun süreli beslenme yetersizliğinin sonucu olarak ölüyor.
2. Isabelle Vakası:1932’de gayri meşru olarak doğan Isabelle’in annesi işitme, konuşma ve zihinsel engelli. Dedesi Isabelle’i ve annesini bir odaya kapıyor. Onlara sadece yiyecek veriyor, başka hiçbir etkileşimde bulunmuyor.
Isabelle konuşmayı öğrenemiyor ancak mimikleri mevcut. Isabelle 6.5 yaşında iken annesi evden kaçmayı başarıyor.
Bulunduklarında Isabelle ancak emekleyerek ilerliyor. Hayvana benzer sesler çıkarıyor, alet kullanamıyor, elleriyle besleniyor.
Uzmanlar başta Isabelle’i de annesi gibi işitme, konuşma ve zihinsel engelli sanıyorlar ancak birkaç aylık yoğun bir eğitimden sonra konuşmaya başlıyor. İki yıllık eğitimden sonra yaşıtlarının sosyal ve zihinsel seviyesine tamamen ulaşıyor.
3. Genie Vakası:20 aylıkken, çocuklardan nefret eden babası tarafından küçük bir yatak odasına kapatılıyor. Gündüzleri bir lazımlığa bağlanıyor, geceleri de bir uyku tulumuna sokuluyor. Ses çıkarırsa babası gelip dövüyor. Odada iki yağmurluk var ve Genie’nin hayatındaki tek oyuncak bu yağmurluklar oluyor. Babası ona yaklaştığında hırlıyor ve dişlerini gösteriyor.
1970 yılında, 13 yaşında bulunuyor. Bedeni 7-8 yaş seviyesinde görünüyor. Düzgün ayakta duramıyor, konuşamıyor. Kas gelişimi çok yetersiz. Dünyada kendisinden ve babasından başka canlılar da olduğuna hayret eder gibi görünüyor.
Evet görüldüğü gibi 3. vaka filmin yansıtmaya çalıştığı vakadır. Burada dil gelişimi ile ilgili bahsetmek istediğim, özellikle bebeklikte ve erken çocuklukta çok önemli olan ögeler var. İlk olarak bağlanma konusu bebekler için oldukça önemlidir. Bebekler anne karnında iken annesinin sesine karşı tepki vermeye başlarlar ve doğduktan sonra da ilk olarak anne sesine karşı tepkileri gelişir. Yani bebek anneye bağlıdır ve bu bağlılık gelişim için oldukça önemlidir. 2. Vaka olan isabelle vakasına baktığımız zaman yaşıtlarıyla kısa sürede aynı seviyeye gelebilmesinin en önemli sebeplerinden birisi annesinin sürekli yanında kalması olarak gösterilmektedir. Katie de anne ile ilgili bağlanma durumu kopukluğa uğramıştır. Annenin hem psikolojik hem de fiziksel durumu da şüphesiz bunda etkili olmuştur. Eğer Katie sadece babasından kurtulup annesi ile yaşamaya devam etseydi ve bu süreçleri yaşamasaydı, dil gelişimi, yeni kelimeler öğrenmesi bu kadar bile olmazdı diye düşünüyorum.
İkinci olarak bahsedilmesi gereken öge güvenli alan ögesidir. Bu da bağlanma ile iç içe bir olgudur. Bebeklerin çocukların iletişime geçebilmeleri için, dil gelişimlerini tamamlayabilmeleri için güvenli alanlara ihtiyaçları vardır. Kendini güvende hissetmeyen birey kendisini dış dünyaya açmaz, kendi içine kapanır. Bu durumda dil becerileri ve buna bağlı olarak ta düşünme becerileri konusunda zorluk yaşar. Filmde bahsedilen Katie için ise iletişim kurması için güvenli alan ergenliğe gelene kadar neredeyse hiç mümkün olmamıştır, plastik kovalar, bardaklar gibi cansız varlıklar onun güvenli nesneleri olmuştur. Özellikle bilinmez bir durumun içerisinde onlara ihtiyaç duymuştur. Cansız bir nesnenin bile güven için ne kadar önemli bir yerde olduğu düşünülürse, anne ve babaların, çevrenin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha farkına varılabilir.
Dil becerilerinin gelişmesinde belleğin de önemli bir yeri vardır. Bellek yardımı ile bilgiler beyinde depolanır, ve gerektiğinde ortaya çıkarılır. Yine Katie belleğin gelişebilmesi ile ilgili çok az deneyime sahip olabilmiş, yaşantıları, ortamda olan uyaranlar yok denecek kadar az düzeyde olmuştur. Belleği uzunca bir süre işleyemediği için sonrasında da sınırlı sayıda kelime, davranış öğrenebilmiştir.
Yine yaşamlarının ilk yıllarında çocuklar için kendiliğin oluşması oldukça önemlidir. Çocuklar taklit yoluyla gözlem yoluyla pekiştirmelerle birçok yeni beceri edinirler, fakat bu becerilerin ortaya konması için kendiliğin oluşması oldukça önemlidir. Kendiliği oluşmayan çocuklar sonraki zamanlarda dil becerilerinde problem yaşayan, içe kapanık, taklitten öteye geçemeyen çocuklar olmaktadırlar. Bunun için çocuklarla iletişimde çocuğun kendi isteklerini bilmesi, ifade edebilmesi oldukça önemli bir yer tutar. "Dibs’in Hikayesi" kitabının sonlarında geçen bir sözde şöyle bahseder;
- dediğim gibi, istediğim gibi
- dediğin gibi, istediğin gibi
- dediğimiz gibi, istediğimiz gibi
burada da belirtildiği gibi önce çocuğun kendi ne dediği ne söylediği önemlidir, çocuk önce kendi benliğini oluşturmalıdır. Sonrasında çevresindekilerin dediklerini anlamlandırır, en son aşamada ise ilişki kurma ve ilişkiye geçme vardır. Katie bir benliğe sahip olamamış , benliğinin oluşması için gerekli yaşantılar edinememiştir.
Yine dil becerilerinin gelişimi için ilişki kurma, öğrenme fırsatlarının yaratılması da son derece önemlidir. Çocuklar için sürekli bir öğrenme fırsatları yaratılmalı ve onların güvenli alanları sürekli olarak yeni uyaranlarla genişletilmelidir. Yeni uyaranlar yeni öğrenmeler gerçekleştikçe çocuğun ilişki kurma, anlamlandırma becerileri artacak ve bu dili kullanma becerisine de yansıyacaktır. Dil gelişimi, öğrenmeler arttıkça da çocukların ilişki kurma becerisi artacaktır. Bu kavramlar birbiriyle iç içedir. Yine ilişki kurma becerileri için sembolik oyun oynayabilmeleri oldukça önemlidir.
Hepsinin ötesinde ve hepsinin en başında dil becerileri için ve diğer birçok gelişim için en önemli olan şeyler sevgi, kabul, ve anlayıştır. Sevgisiz bir ortamda büyüyen çocuğun gelişiminde hep problemler olacaktır. Yine kabul edilmeyen, örselenen çocuklar birçok yaşantıdan eksik kalacaklardır. Anlayış ta çocuğun tüm alanlardaki gelişimi için çok önemli bir yer tutar.
"İnsanın gelişmesi içeriden dışarıya doğrudur" (Freud)
Kuşların hep şarkı söyleyebildiği, her çocuğun kendi benliğini bulabildiği, sevginin, iyiliğin, anlayışın hakim olduğu bir dünya dileğiyle…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder