Translate

9 Haziran 2020 Salı

EĞİTİMDE TEKNOLOJİ KULLANIMI

 

          Teknoloji yıllar geçtikçe daha da ileriye gidiyor. Yıllardan beri hep konuşulan robotlar insanların yerini alacak sözü bir gün gerçek olur mu bilinmez ama insan hayatında teknolojik aletlerin bir çok şeyin yerini alacağı, bir çok yenilik getireceği yadsınamaz bir gerçeklik durumundadır.
Teknolojinin eğitimde kullanımı üzerine de bir çok görüş bulunmaktadır. Hayatimizi kolaylaştıran teknolojinin eğitimde de oldukça yararlı olduğunu savunan görüşler kadar teknolojinin çocuklarımızın düşünme gücünü sınırladığını ve teknolojiyle fazla haşır neşir olan çocukların dikkat eksikliği, iletişim problemleri gibi sorunlar yaşadıklarını ortaya koyan düşünceler de sıklıkla konuşulmaktadır. Genel olarak başlıklar halinde belirtmek gerekirse eğitimdeki teknolojinin artıları ve eksileri şu şekilde sıralanabilir;
 
          Sınıfta teknoloji kullanımının artıları:
1- Verilerin toplanmasını ve raporlanmasını kolaylaştırır.
2- Anında bilgiye ulaşmamızı sağlar.
3- Farklılaştırılmış yönergeler sayesinde daha çok bireye ulaşılabilir.
4- Farklı öğrenme yöntemleri ortaya çıkmasını sağlar
5- Özel gereksinimler için yardımcı teknolojiler sağlar.


          Sınıfta teknoloji kullanımının eksileri:
1- Teknoloji ileride öğretmenlerin yerini alabilir.
2- Öğrencilerin dikkati dağılabilir.
3- Başkalarının çalışmalarına erişimin kolay olması emek hırsızlığı gibi problemler doğurur.   
4- Sınıf dışındaki teknoloji erişiminin eşit olmaması eğitimde fırsat eşitliği sorununu ortaya çıkarır.
5- Mahremiyet konusunda problemler olabilir.


          Eğitimde teknolojinin kullanımı üzerine tartışmalar devam edecektir. Esas olan geleceğin teknolojik dünyasında, eğitime daha çok teknolojinin gireceğidir. Bizler de eğitimde teknoloji nasıl doğru kullanılır diye düşünmeli ve planlamalarımızı ona göre yapmalıyız. Son olarak şu anda Milli Eğitim Bakanlığı görevini yürüten Prof. Dr. Ziya Selçuk'un bakan olmadan önce yaptığı eğitimin geleceği konulu TEDx konuşmasını böyle bırakıyorum.


5 Haziran 2020 Cuma

UZAKTAN EĞİTİME ELEŞTİREL BİR BAKIŞ

   

    Uzaktan eğitim... Uzaktan eğitim pandemi sebebi ile hayatımızın içine tamamen girmiş bulunmaktadır. uzaktan eğitimi sosyolojik açıdan değerlendirmek te oldukça önemlidir.

       Uzaktan eğitim sistemine geçişi öncelikli olarak toplum için ele alındığında kesinlikle olumsuz ögeler oluşturmaktadır. Öncelikli olarak bireyin ilk sosyalleştiği ortam olan aileden başlamaktadır. Birey ailesel sorunlar, maddi ve manevi ögelerin içinde daha rolünün yükseldiğini fark etmeden bir yandan eğitiminden verim alma çabasındadır. Her aile bir ortamı aynı olmayacağından olumlu veya olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir. Burada bireyin psikolojik durumları devreye girmektedir. Aile bireye etki eden ilk kurumdur, ailenin olumlu yönde hareketleri bireye de olumlu sonuçlar olarak yansır. Tarihsel bir analiz yapılırsa; eski dönemlerde okuryazar oranının düşük olması, eğitim şartlarının zor olması, insanların önceliğinin tarım olması o dönemlerde uzaktan eğitim sistemini bir kenara bırakıp eğitim sisteminin olmaması insanlarda eğitimin bir eksiklik gibi görülmemesine yol açmaktadır. Tarım yapmayanların toplumda daha eksik görüldüğü dönemde uzaktan tarım gibi bir durum olsa ne kadar verimli bir tarım olurdu? Her toplumda farklı dönemlerde farklı yaşayış biçimleri vardır. Şimdiki teknolojik çağda okuryazar oranının bu denli yüksek olduğu dönemde uzaktan eğitim kesinlikle verimsiz eğitim olarak kabul edilebilir. İlköğretim çağındaki öğrenci birey ele alındığında teknolojik çağda öğrenim olarak en önemli zamanları ve birebir eğitimin olmasını daha hızlı ve verimli bir öğrenim aşamasının olacağı düşünülmektedir. İlk çocukluk dönemi çocuğun akran ilişkileri ve öğrenme hızının en yüksek olduğu zamanlardır. Bu dönemleri uzaktan eğitim ile almaya çalışan çocuğun verimsiz kalacağı söylenebilir. Çocuğun bu eğitimin sonunda sosyalleşme konusunda yetersiz, öğrenme konusunda yetersiz kalması muhtemeldir. Lise çağındaki bireylere bakıldığında; bireyler kendilerini daha çok tatilde gibi davranmalarının sonucunda sokağa çıkma yasağı gelmiştir. Aslında bu yasak onların uzaktan eğitim sisteminden faydalanmaları için bir yol göstermedir. Çünkü ilköğretimde atılan öğrenme temelleri lise çağında pekiştirilmektedir, kısaca lise çağı için eğitimin uzaktan veya yakından olması değil bireyin hırs ve pekiştirme isteği sayesinde olacaktır. Yakın tarihe bakıldığında liseye devam eden öğrenci sayısından hızlı bir artış gözlemlenmektedir. Uzaktan eğitim sistemi kavramsal olarak lise çağındaki bireylere nötr sonuçlar getirmiştir. Üniversite olarak bakılmak gerekirse; yakın çağa kadar üniversiteye devam eden öğrenci kitlesinde hızlı bir artış söz konusudur. 2000’li yıllarla kıyaslandığında ciddi şekilde imkan ve bölüm olarak teknolojik çağda bir artış söz konusudur. Hemen hemen her ilde üniversite olması ve bu eğitimlerin uzaktan eğitime geçmesi kesinlikle verimsiz sonuçlara yol açmaktadır. Meslek öncesi son temellerin atıldığı üniversite öğrenimi uzaktan eğitimle zayıf kalacağından bireyin meslek hayatında zorlanmasına yol açabilmektedir. Üniversite öğrencilerine verilen ödevlerin genele göre verilmesi öğrenciler için kesinlikle olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Sokağa çıkma yasağının bulunduğu dönemde evinde bilgisayar veya internet yönünden sıkıntı çeken birey psikolojik olarak da olumsuz etkilenmektedir.

       Önceki öğretim programları, programların genel yaklaşımı içinde davranışçı yaklaşımın özelliklerini taşırken, yenilenen/2004 öğretim programları ise daha çok açık olarak öğrenci merkezli/yapılandırmacı yaklaşımı benimseme ve ona göre hazırlama durumu gözlenmektedir. Önceleri daha çok genele bakılmasına karşın uzaktan eğitim ile geriye doğru gidileceği muhtemeldir. Ekonomik olarak uzaktan eğitimi ele alırsak; Karl Marx’a hak veririz. Kapitalizmin bireyler üzerine etkisini eleştiren Marx bir piramitli toplum modelinden (hiyerarşi) bahsetmektedir. Uzaktan eğitimle evinde internet veya bilgisayarı bulunmayan maddi yönden durumu kötü olan öğrenci eğitimden uzak kalmaya mahkumdur. Bu sistem ile yine piramidin üst bölgelerinde ki bireyler daha avantajlı durumdadır. Öğrencilerin evlerine çekilmesi şüphesiz sokakları boş bırakmış, esnaflarda bu durumdan payını olumsuz şekilde almıştır.

       Uzaktan eğitimi eleştirel olarak ele alacak olursak; Yenilenen öğretim programları öz olarak her çocuğu “özgün”, “biricik” ve “saygıdeğer” bir birey olarak kabul etmekte, düşünme, problem çözme, yaratıcılık, üzerinde durarak, araştırma, inceleme, sorgulama, plân yapma, eleştirel düşünme, karar verme gibi üst düzey zihinsel süreçlerini vurgulamakta, sadece ürün değil, süreci de değerlendirmeye çalışmaktadır. Uzaktan eğitim öğrenci bireye öğretmensiz bu özellikleri sağlayamayacağından yetersiz kalmaktadır. Her bireyin yeteneğine göre değil de daha yüksek konumdaki mesleklere itilmesi birçok bireyin işsiz kalmasına sebep olmaktadır. Oysa her birey yeteneğine göre hayatını sürdürse uzaktan eğitim keyifli ve öğrenmeye açık hale gelebilir. Son olarak geçiş sınavlarına girecek öğrenciler için her ne kadar olumsuz gibi gözükse de uzaktan eğitim onları evlerinde  ders çalışmalarına, soru çözmelerine daha çok vakit kalmasını sağlamış, bedensel gündelik yorgunluk olarak olumlu yöndedir, okula gidemiyorum diye üzülmektense rakiplerin de okula gidemediğini düşünüp şartların eşit durumda olduğunu hatırlamalıdırlar.

          Son olarak uzaktan eğitimle birlikte çok fazla teknoloji kullanan öğrenciler için teknoloji tehlikeli duruma da gelebilmektedir. İnternette çok fazla süre geçiren çocukların ve ailelerin bilgileri kötü amaçlı kişilerin eline geçebilmektedir. bununla ilgili benim de değerli hocalarımdan birisi olan Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi olan Doç. Dr. Ali Murat Kırık' ın söylediklerine kulak vermek gerektiğini düşünüyorum.



27 Mayıs 2020 Çarşamba

PANDEMİ GÜNLERİNDE EĞİTİM

Gündem pandemi ... Sadece eğitimin, sadece ülkemizin değil ,tüm dünyanın gündemi pandemi. Şaşırdık, afalladık. Neydi bu covid 19? Salgın neydi? Sokağa çıkamamak mı? Parkların, sahillerin yasak olması da neydi?

Üzerinden yaklaşık 3 ay geçmiş olmasına rağmen bana hala rüyadaymışız da uyanınca imkansız bir şey gibi anlatacakmışım gibi geliyor. Ben 31 yaşındayım ama anlamlandıramıyorum, tedirgin oluyorum bulunduğum durumdan. Peki ya çocuklar onlar ne hissettiler acaba? En başta herkes gibi onların da korktukları, tedirgin oldukları tartışmasız ortada. Hatta en başta tatilin sevinci salgının korkusu ile karışmıştır birçok çocukta fakat biz bu karışık duygular içerisindeyken eğitimin alt yapısı her şeye hazırlıklıymış. Bana göre pandemi den en az etkilenen alan eğitim alanı oldu. Altyapısı hazır olan EBA programı birkaç aksaklık yaşamış olsa da eve eğitimi getirmeyi başardı. Öğretmenler, öğrenciler ve veliler olarak ne yapacağımızı, nereden başlayacağımızı bilememiş olsak da başladıktan sonra çorap söküğü gibi getirdik neredeyse sonunu. Dersler yine işlenmeye, testler çözülmeye devam etti. Yazı tahtası yemek masası oldu, buzdolabı oldu ama yine de anlatılmak istenen anlatıldı. Elbette yüz yüze yaptığımız, bağlantının kesilmediği, İnternet paketini lazım olmadığı derslerimiz gibi değildi bu dersler ama amacımız eğitimde olan bağlantının kopmaması eğitime uzun süre ara verilmemesiydi. Çocuklar yine ödevlerini yaptılar, öğretmenler konularını anlatıp çocuklarla etkinliklerine devam ettiler.

Okul sadece dört tarafı duvarlarla çevrili üstünde damı olan yer değildir. Okul bağdır, bahçedir her yerdir demişti Hababam Sınıfı filminde Münir Özkul. Covid 19 okulları kapattı fakat eğitim-öğretimi bitiremedi. Sadece eve getirdi.



25 Mayıs 2020 Pazartesi

ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİNİN ÖNEMİ


Geçen hafta incelediğim filmin devamı niteliğinde söylemek istediğim, değinmek istediğim birkaç husus var . Öncelikle bu yayından önce, yazıyı anlayabilmek adına bir önceki yazımı okumanız gerekmektedir.  Linkini de buraya bırakıyorum.

https://ozelbiregitimci.blogspot.com/2020/05/egitimcilerin-izlemesi-gereken-filmler.html

Katie adıyla filmde gördüğümüz kızın gerçek hayatta ki adı Genie’dir. Genie ve ona benzer 2 vaka daha psikolojide önemli yer tutmaktadır.

Psikolojide sosyal izolasyonla ilgili üç önemli vaka var:

1. Anna Vakası:Evlenmemiş bir anneden doğma. Annenin babası bu çocuğu eve kabul etmeyince anne çocuğu evlatlık vermeye çalışıyor fakat verdiği birkaç yer biraz bakıp anneye geri veriyor. Anne çocuğu babasına veriyor.

 Baba Anna’yı karanlık bir odaya kapatıyor. Anna’ya hiç dokunulmuyor, onunla konuşulmuyor, yıkanmıyor, sadece hayatta kalmasına yetecek kadar süt veriliyor.

 1938’de bir sosyal çalışmacı Anna’yı bulduğunda neredeyse iskelet haline gelmiş. Yürüyemiyor, konuşamıyor, kendisini besleyemiyor. Fakat bulunduktan sonraki birkaç yıl içinde yürümeyi ve beslenmeyi öğreniyor. Temel komutlara tepki vermeyi, dişlerini fırçalamayı öğreniyor. 10 yaşlarında konuşmayı öğrenmeye başlıyor, ancak uzun süreli beslenme yetersizliğinin sonucu olarak ölüyor. 

2. Isabelle Vakası:1932’de gayri meşru olarak doğan Isabelle’in annesi işitme, konuşma ve zihinsel engelli. Dedesi Isabelle’i ve annesini bir odaya kapıyor. Onlara sadece yiyecek veriyor, başka hiçbir etkileşimde bulunmuyor.

 Isabelle konuşmayı öğrenemiyor ancak mimikleri mevcut. Isabelle 6.5 yaşında iken annesi evden kaçmayı başarıyor.

Bulunduklarında Isabelle ancak emekleyerek ilerliyor. Hayvana benzer sesler çıkarıyor, alet kullanamıyor, elleriyle besleniyor.

Uzmanlar başta Isabelle’i de annesi gibi işitme, konuşma ve zihinsel engelli sanıyorlar ancak birkaç aylık yoğun bir eğitimden sonra konuşmaya başlıyor. İki yıllık eğitimden sonra yaşıtlarının sosyal ve zihinsel seviyesine tamamen ulaşıyor.

 3. Genie Vakası:20 aylıkken, çocuklardan nefret eden babası tarafından küçük bir yatak odasına kapatılıyor. Gündüzleri bir lazımlığa bağlanıyor, geceleri de bir uyku tulumuna sokuluyor. Ses çıkarırsa babası gelip dövüyor. Odada iki yağmurluk var ve Genie’nin hayatındaki tek oyuncak bu yağmurluklar oluyor. Babası ona yaklaştığında hırlıyor ve dişlerini gösteriyor.

 1970 yılında, 13 yaşında bulunuyor. Bedeni 7-8 yaş seviyesinde görünüyor. Düzgün ayakta duramıyor, konuşamıyor. Kas gelişimi çok yetersiz. Dünyada kendisinden ve babasından başka canlılar da olduğuna hayret eder gibi görünüyor.

     Evet görüldüğü gibi 3. vaka filmin yansıtmaya çalıştığı vakadır. Burada dil gelişimi ile ilgili bahsetmek istediğim, özellikle bebeklikte ve erken çocuklukta çok önemli olan ögeler var. İlk olarak bağlanma konusu bebekler için oldukça önemlidir. Bebekler anne karnında iken annesinin sesine karşı tepki vermeye başlarlar ve doğduktan sonra da ilk olarak anne sesine karşı tepkileri gelişir. Yani bebek anneye bağlıdır ve bu bağlılık gelişim için oldukça önemlidir. 2. Vaka olan isabelle vakasına baktığımız zaman yaşıtlarıyla kısa sürede aynı seviyeye gelebilmesinin en önemli sebeplerinden birisi annesinin sürekli yanında kalması olarak gösterilmektedir. Katie de anne ile ilgili bağlanma durumu kopukluğa uğramıştır. Annenin hem psikolojik hem de fiziksel durumu da şüphesiz bunda etkili olmuştur. Eğer Katie sadece babasından kurtulup annesi ile yaşamaya devam etseydi ve bu süreçleri yaşamasaydı, dil gelişimi, yeni kelimeler öğrenmesi bu kadar bile olmazdı diye düşünüyorum. 

İkinci olarak bahsedilmesi gereken öge güvenli alan ögesidir. Bu da bağlanma ile iç içe bir olgudur. Bebeklerin çocukların iletişime geçebilmeleri için, dil gelişimlerini tamamlayabilmeleri için güvenli alanlara ihtiyaçları vardır. Kendini güvende hissetmeyen birey kendisini dış dünyaya açmaz, kendi içine kapanır. Bu durumda dil becerileri ve buna bağlı olarak ta düşünme becerileri konusunda zorluk yaşar. Filmde bahsedilen Katie için ise iletişim kurması için güvenli alan ergenliğe gelene kadar neredeyse hiç mümkün olmamıştır,  plastik kovalar, bardaklar gibi cansız varlıklar onun güvenli nesneleri olmuştur. Özellikle bilinmez bir durumun içerisinde onlara ihtiyaç duymuştur. Cansız bir nesnenin bile güven için ne kadar önemli bir yerde olduğu düşünülürse, anne ve babaların, çevrenin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha farkına varılabilir.

        Dil becerilerinin gelişmesinde belleğin de önemli bir yeri vardır.  Bellek yardımı ile bilgiler beyinde depolanır, ve gerektiğinde ortaya çıkarılır. Yine Katie belleğin gelişebilmesi ile ilgili çok az deneyime sahip olabilmiş, yaşantıları, ortamda olan uyaranlar yok denecek kadar az düzeyde olmuştur. Belleği uzunca bir süre işleyemediği için sonrasında da sınırlı sayıda kelime, davranış öğrenebilmiştir.

       Yine yaşamlarının ilk yıllarında çocuklar için kendiliğin oluşması oldukça önemlidir. Çocuklar taklit yoluyla gözlem yoluyla pekiştirmelerle birçok yeni beceri edinirler, fakat bu becerilerin ortaya konması için kendiliğin oluşması oldukça önemlidir. Kendiliği oluşmayan çocuklar sonraki zamanlarda dil becerilerinde problem yaşayan, içe kapanık, taklitten öteye geçemeyen çocuklar olmaktadırlar. Bunun için çocuklarla iletişimde çocuğun kendi isteklerini bilmesi, ifade edebilmesi oldukça önemli bir yer tutar. "Dibs’in Hikayesi" kitabının sonlarında geçen bir sözde şöyle bahseder; 

-          dediğim gibi, istediğim gibi

-          dediğin gibi, istediğin gibi

-          dediğimiz gibi, istediğimiz gibi

burada  da belirtildiği gibi önce çocuğun kendi ne dediği ne söylediği önemlidir, çocuk önce kendi benliğini oluşturmalıdır. Sonrasında çevresindekilerin dediklerini anlamlandırır, en son aşamada ise ilişki kurma ve ilişkiye geçme vardır. Katie bir benliğe sahip olamamış , benliğinin oluşması için gerekli yaşantılar edinememiştir.

         Yine dil becerilerinin gelişimi için ilişki kurmaöğrenme fırsatlarının yaratılması da son derece önemlidir. Çocuklar için sürekli bir öğrenme fırsatları yaratılmalı ve onların güvenli alanları sürekli olarak yeni uyaranlarla genişletilmelidir. Yeni uyaranlar yeni öğrenmeler gerçekleştikçe çocuğun ilişki kurma, anlamlandırma becerileri artacak ve bu dili kullanma becerisine de yansıyacaktır. Dil gelişimi, öğrenmeler arttıkça da çocukların ilişki kurma becerisi artacaktır. Bu kavramlar birbiriyle iç içedir. Yine ilişki kurma becerileri için sembolik oyun oynayabilmeleri oldukça önemlidir.

            Hepsinin ötesinde ve hepsinin en başında dil becerileri için ve diğer birçok gelişim için en önemli olan şeyler sevgikabul, ve anlayıştır. Sevgisiz bir ortamda büyüyen çocuğun gelişiminde hep problemler olacaktır. Yine kabul edilmeyen, örselenen çocuklar birçok yaşantıdan eksik kalacaklardır. Anlayış ta çocuğun tüm alanlardaki gelişimi için çok önemli bir yer tutar.

           "İnsanın gelişmesi içeriden dışarıya doğrudur" (Freud)

                Kuşların hep şarkı söyleyebildiği, her çocuğun kendi benliğini bulabildiği, sevginin, iyiliğin, anlayışın hakim olduğu bir dünya dileğiyle…


20 Mayıs 2020 Çarşamba

EĞİTİMCİLERİN İZLEMESİ GEREKEN FİLMLER

KUŞLAR ARTIK ŞARKI SÖYLEMİYOR(MOCKİNGBİRD DON’T SİNG)

Resim (https://www.imdb.com/title/tt0273822/mediaviewer/rm363362560) adresinden alınmıştır
    

    Eğitimle ilgili sinema dünyasında birçok film çekilmiştir. Bu filmler daha çok iyi öğretmenleri anlatan, farklı öğrenen ama üstün yetenekli öğrencilere odaklanmıştır. Üzerinde konuşacağımız film çok göz önünde olmayan bir film ve daha özel bir konuya odaklanmış. Eğitimle ilgili olarak izlediğimizde bizim kültürümüzde de bulunan bir atasözü olan "Ağaç yaşken eğilir." sözünü de destekleyen ve bir çocuğun gelişimi için erken dönemlerin ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bir film... Hadi şimdi film hakkında bilgilere geçelim.

        Kuşlar Artık Şarkı Söylemiyor, yönetmenliğini Harry Bromley Davenport'un yaptığı, başrollerin Melissa Errico (Sandra Tannen), Joe Regalbuto (Dr. Norm Glazer), Sean Young (Dr. Judy Bingham), Michael Lerner (Dr. Stan York) tarafından canlandırıldığı, 2001 yapımı bir biyografi, drama filmidir.

Filmin konusu;

        Katie, küçük yaşından beri ailesi tarafından bir odada hareketsiz bırakılmış, sessizliğe mahkûm edilmiş, yalnız bir hayat sürmektedir. 1970 yılında bu olay halka yansımış ve Katie zayıflıktan bitap düşmüş bir halde bulunarak Los Angeles'ta bir hastaneye kaldırılmıştır. Küçük kız konuşamamaktadır; çünkü ona öğretilmemiştir, herhangi bir dili anlama yeteneği yoktur. O, modern zamanda bir vahşi çocuktur. İnsanın içini sızlatan bu hikâyede, davranışlarıyla bir hayvandan farkı olmayan bu kırılgan genç kıza sonunda dış dünyanın kapıları açılır. Doktorlar çok geçmeden para ve kariyer uğruna Katie'yi kullanmaya başlar. Filmin en önemli özelliği gerçek hayat hikâyesinin sinemaya uyarlanmış olmasıdır. Dokunaklı hayat hikâyesini etkileyici görüntülerle birleştiren bu film, 2001 yılında best screenplay ödülünü almıştır. (vikipedia.org)

          Yukarıda vikipedia bilgileri verilen film üzerinde dil gelişimi, dil ve düşünme üzerine değerlendirmeler yapacağız. Filmin konusunda da bahsedildiği gibi dil gelişimi olmayan, dil öğrenme deneyimi edinememiş bir kızın hikayesi anlatılıyor filmde. 

FİLMİN İNCELEMESİ

Film gelişim psikolojini ele almakta ve gelişimde bir takım temel sayılan evrelerin zamanında yaşanmaması sonucu ortaya nasıl sonuçların çıkacağını bizlere göstermektedir. Film, gerçek bir yaşamdan uyarlanmıştır. “Ergenlik dönemine kadar konuşmayı öğrenemeyen bir insan bundan sonrasında cümle kurmayı başaramıyor.” tezini vurgulamıştır.

Filmi bir gözden geçirecek olursak; Açılış sahnesinde bebek sandalyenin üzerinde kilitli bir odada oturuyor yan tarafta birmiş lazımlık bir plastik bardak var. Yine 2 sahnede bu sefer 3 yaşlarında bir çocuk elleri sandalyeye bağlanmış ve yine aynı kilitli odada arka fonda bir köpek hırlama sesi geliyor.  Bir sonraki sahnede 12-13 yaşlarında bir kız çocuğu pencereleri gazete kâğıtları ile kapatılmış aynı odada önünde birkaç tane plastik bardak tabak var beşik yine odanın aynı yerinde duruyor bu üç sahneye baktığımızda burada çocuğun maruz kaldığı uyaran eksikliği ve deneyimlerinin azlığı gözümüze çarpıyor. Bir sonraki sahnede kız elindeki dergideki resimlere ve yazılara bakıyor yüzünde yaralar kollarında yaralar var ve bu sırada baba geliyor yemek veriyor yutamadığı için kızıyor bağırıyor. Bu sırada baba bağırırken annenin yüz ifadesi kameraya yansıyor burada çocuğun maruz kaldığı olumsuz ortam şiddet gözümüze çarpıyor.

Sonrasında anneyle birlikte evden kaçıyorlar ve buradaki sahnede Katie annesinin arkasına saklanmış ve ona tutunarak yürüyor,  ona soru sorulduğunda annesi onun yerine soruları cevaplandırıyor.  Kızın kötü halini gören sosyal hizmetler kızı alıyor ve tedavi için bir kliniğe yatırıyor Doktorlar arasındaki ilk değerlendirmelerde kızın birkaç renk saydığı ve anne dediği duyulmuş ve 14 yaşında olduğundan bahsediliyor ve ergenlikle ilgili kritik dönemin üzerinde duruluyor ve özgüven konusunun üzerinde duruluyor. 

Sonra Katie Sandra ile tanışıyor bu sahnede Sandra’yı inceliyor saçlarını gözünü iyice elleriyle inceliyor. Burada Katie’nin bu durumla ilgili herhangi bir deneyimi olmadığı gözümüze çarpıyor. Sonrasında Katie hapşırıyor ve bunun için peçete kullanması gerektiğini söylüyorlar ve ona nasıl peçeteyi kullanacağını gösteriyorlar fakat bununla ilgili herhangi bir deneyimi olmadığı için tekrardan ortaya hapşırıyor.  Çalışanlardan biri bir kova veriyor ve onu Katie’nin istediğini söylüyor bunu hareketleriyle yaptığını söylüyor.  Katie duyduğu kelimeleri taklit etmeye başlıyor sonraki bir sahnede annesi geliyor fakat burada Katie herhangi bir bağlılık belirtisi göstermiyor.

Katie sonraki süreçlerde dilini sadece isimlendirme yapmak için kullanıyor nesneleri koklayarak dokunarak tanımaya çalışıyor. Katie’nin yüz ifadesi genel olarak bir Körün ifadelerine benziyor yüzünde olan sürekli bir şaşkınlık ifadesinden bahsediliyor ve hareketlerinin de kör birisinin hareketlerine benzediği vurgulanıyor. Bir diğer dikkat çeken sahnede Sandra ismi ile saçma kelimesini art arda söylüyor ve bunlar arasında bir anlamlandırma yapmaya çalışıyor Sandra . 

Katie bir öğretmenin evinde misafir oluyor ve orada birçok yeni kelime öğreniyor oradaki sahnelerden birinde ailesinin onu yeterince soyutlamış olduğu ve şimdi de benzer bir soyutlamaya maruz kaldığı vurgulanıyor.  Katie dili iletişime geçmek için bir araç olarak kullanmıyor bir başka sahnede bir köpek görüyor ve köpek hırlamaya başlayınca çığlık atıyor eski yaşantıları aklına geliyor yine bu durumu farklı bir dergide köpek dişlerini gördüğünde yapıyor. 

Sonra Terapist olan doktor onu evlatlık alıyor, Katie kelimeleri art arda söylemeyi öğreniyor ve cümle kurma çalışmaları yapıyor. İsteklerini daha çok işaretle ifade ettiği söyleniyor. Annesi misafirliğe geldiğinde kızının arka arkaya kelimeleri sıralıyor olmasına çok şaşırıyor yine buradaki bir sahnede annesi çocuğunun zorlanmaması gerektiğini söylüyor. Dergide gördüğü köpek dişlerinden sonra Katie kendine zarar veriyor, evlatlık annesi onun bu durumla başa çıkması için davranışını nasıl yönlendirmesi gerektiğini ona gösteriyor.  Katie bir sabah uyandığında yatağında kan görüyor, korkuyor, içine kapanıyor.

 Katie bir okula başlıyor ve servis şoförüne karşı bir ilgi duyuyor burada ergenlik döneminde görülen dürtülerin her bireyde görülebileceğini görüyoruz. Katie daha sonra sinirlendiği farklı bir ortamda sınıf arkadaşına vuruyor ve burada davranışları genelleyemediğini ve farklı ortamlara aktaramadığını görüyoruz.  Katie piyano çalınırken babası ile ilgili olan anıları hatırlıyor müzikle birlikte eski anılara gidiyor. Ergenlik sürecinden sonra Katie’nin artık yeni kelimeler öğrenemediğini, öğrendiği çok az kelime ile devam ettiğini fakat bunları gramer yapısına uygun kullanamadığını görüyoruz.

Uzmanlar Katie’nin başka bir iletişim yolu olduğunu fark ediyorlar. İfadelerini ilerletebilmek için beden dilini ve kelimeleri birleştiriyorlarr çünkü Katie beden dilini çok iyi kullanıyor. Katie ile işaret dili çalışılmaya başlanıyor ve bu sayede isteklerini daha kolay anlatabileceği üzerinde duruluyor.  Sonraki süreçte Katie evlatlık olduğu ailenin yanından alınıyor ve evlatlık babası ona biyolojik annesinin evine götürüyor.  Katie’nin kovaları sürekli olarak onun yanında ve onun güven duyduğu bir simge olarak karşımıza çıkıyor. Evlatlık baba giderken üzülüyor bu sahnede annesinin kendi kendine konuşması ve kızından bir cevap beklemeden onun için onun adına da konuşması dikkat çekiyor.  Annesi Katie ile başa çıkamadığını ve onu bir enstitüye vereceğini söylüyor annenin ona bakmakla ilgili bir deneyimi olmadığını ve bunu nasıl yapacağını bilmediğini görüyoruz.  Sonraki ailesinde Katie yine zorbalığa maruz kalıyor ve eski kendine zarar veren davranışlar yeniden ortaya çıkıyor buradan da alınarak bir hastaneye yatırılıyor ve oradan annesi ona farklı bir yere nakil ettiriyor. Filmde genel olarak baktığımızda kızın psikolojisinin düşünülmeden oradan oraya savrulduğunu görmekteyiz.